Gargoyles
What's New
brain jockey crysis directx 10 directx 9 Emre Akoz Engin Ardic funnies humor mods music philosophy politics quotes screen shots siyasal siyaset sosyolji sosyoloji sourtimes tarih turkiye
R & D
   
 
 
Blog Archive
 
 
Most Searched
1as (15,579)
2AR (15,302)
3al (13,586)
4all (11,460)
5Th (7,391)
6man (6,562)
7art (5,503)
8AR 15 (5,025)
9cem (4,704)
10ben (4,417)
11as 50 (3,955)
12rum (3,869)
13Ar-15 (3,474)
14sniper (3,439)
15desert eagle (3,149)
16quotes (3,104)
17mark (3,077)
18funnies (2,957)
19laws (2,938)
20ak-47 (2,861)
21P90 (2,859)
22QSL (2,832)
23308 (2,784)
24phases (2,776)
25mosin nagant (2,774)
26cohen (2,756)
27desert (2,735)
28obituary (2,712)
29ar15 pistol (2,706)
309mm pistol (2,671)
31george carlin (2,603)
32george orwell (2,600)
33yeasayer (2,582)
34ben m3 (2,571)
35brain jockey (2,549)
 
 
Most Popular 50
1
2Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap
fernando (446,338)
3Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap
brynn (420,892)
4brynn
re: brynn (420,024)
5Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap
brynn (417,031)
6Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap
7Chevrolet Mako Shark Corvette Concept | 1961
8
9
10
11
12Crysis Single Player Custom Maps
13
14S.T.A.L.K.E.R. Clear Sky | Screenshots (DX9)
15Crysis Game Notes
16Crysis Single Player Custom Maps
17Crysis Single Player Custom Maps
Cold Mountain (28,547)
18
Funnies (27,274)
19S.T.A.L.K.E.R. Shadow of Chernobyl
20Engin Ardic
21Down at the Shooting Range | by the Delaware Water Gap
22Das Kapital | Karl Marx - Wrong Quotes
Kristoph (21,695)
23
24
25
26
27
28S.T.A.L.K.E.R. Shadow of Chernobyl
29
30
31
Engin Ardic (15,401)
32Fallout 3 Screenshots | DX10
33
34Fallout 3 Screenshots | DX10
35
36
37Crysis Screenshots (DX10)
38Call of Duty IV . Screenshots
39Fallout 3 Screenshots | DX10
40Call of Duty IV . Screenshots
41
42What the heck is SokSa?
43
44
45Das Kapital | Karl Marx - Wrong Quotes
Susana (12,943)
46
47Ertugrul Osman | Ziyaret
48
49
50

SokSa is a Microsoft WebSpark Member

 
Sign In
 
O Gunler Harika Falan Degildi
icy; Tuesday, January 20, 2015Reads: 104

Medyamızın malum beyaz Türk büyüğü(!) son zamanlarda memlekete bakıp sık sık ağlıyormuş, sonra kalkıp Mahsun Kırmızıgül'ün yeni filmine gitmiş.
Çok duygulanmış.
Hele başlardaki Ege kasabası sahneleri almış götürmüş onu...
Şöyle anlatıyor...
"Akerdeon sesleri, dondurmacılar, balonlar, dar sokaklar, taş binalar, 58 model impalalar...
Bir masumiyetin kaybolmuş cenneti gibi gözümün önünden geçiyor.
Allah'ım ne kadar çok kaybettiğimiz harika güzel şeyler var... Hepimiz varız."
***

Önce şunu söyleyeyim...
Nostaljinin elbette tadı var.
Fakat uydurmamak şartıyla!
"Geçmiş güzel Ege" nostaljisinin de öyle suyunu çıkarttık ki, iş Cumhuriyet seçkinlerinin "Biz Beyoğlu'nda kravatsız, şapkasız dolaşmazdık" palavrasına döndü.
O "biz" kim, bir defa?
Siz değilsiniz.
Kravatsız, şapkasız dolaşmayanlar gerçekten var idiyse, onlar da 6-7 Eylül'de malları yağmalanarak o semtten ve daha sonra şehirden çıkartılmadılar mı?
***

Filmin fragmanında 1960'ların Foçası olarak gösterilen bir sahne var, ona baksanız, şimdi diyeceklerimi anlarsınız.
Yahu "yüksek sezon"da Nice'in kordon boyu bile bu sahnedeki Foça kadar kalabalık olmuyor.
Biri giderken öteki gelen Amerikan arabaları falan bir Ege gerçeğinden çok Hollywood mizansenidir.
Tamam, ben de çok yazdım, yazarım: Ege kasabaları güzeldir, bu sahillerde hayat hep canlıydı.
Fakat endüstriyelleşen nostaljik imajların oyununa da gelmeyelim.
Daha iki binlerin başında Çeşme'ye gidildiğinde "şurada Alaçatı diye bir köy var, uğrasak mı?" dediğimizde, İzmirli dostlar "bildiğin köy işte, boş ver!" derlerdi.
Sonra iş nerelere geldi.
Bugünkü Alaçatı'ya bakanlar ise orası eskiden beri Provence benzeri bir köymüş, hayat hep öyle zengin ve vur patlasın, çal oynasın sürmüş sanıyorlar.
***

"Eskiden ne iyiydik, şimdi her şeyi bozdular" diye düşünüp hayallere dalmayı pek seven beyaz Türkler'e söyleyeceğim şu...
Tabii bir anlamda "iyi"ydiniz!
Fakat memleket değil, siz...
O sıralarda Kürtler Türkleştiriliyor, Aleviler Sünnileştiriliyor, Türkler Batılılaştırılıyor ve toplumun tamamı sekülerleştirilmeye çalışılıyormuş...
Bütün bunlar umurunuzda değildi!
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka girişimlerinin neden "geçmişteki cennet" sandığınız Ege'de çok taraftar bulmuş olabileceğini bile sorgulamadınız.
Eh, bugün kendinizi "kötü" hissediyorsunuz. Normal!
Bu da geçer!
Ve elbet sizin de, başka kesimlerin de gerçeklikle yüzleşip makul bir çizgide buluşacağı günler gelir!

Hasmet Babaoglu; Sabah Gazetes; 20 Ocak 2015

 

cheat on your wife most women cheat husbands who cheat
Something to remember...
icy; Wednesday, January 07, 2015Reads: 118

"... It is unphilosophical to inquire into first causes; we must deal only with phenomena. Above all, we must never forget that man cannot ascertain absolute truth, and that the final result of human inquiry into the matter is, that we are incapable of perfect knowledge; that, even if the truth be in our possession, we cannot be sure of it ..."

"... We must bear in mind that the majority of men are imperfectly educated, and hence we must not needlessly offend the religious ideas of our age. It is enough for us ourselves to know that, though there is a Supreme Power, there is no Supreme Being. There is an invisible principle, but not a personal God, to whom it would be not so much blasphemy as absurdity to impute the form, the sentiments, the passions of man. All revelation is, necessarily, a mere fiction. That which men call chance is only the effect of an unknown cause. Even of chances there is a law. There is no such thing as Providence, for Nature proceeds under irresistible laws, and in this respect the universe is only a vast automatic engine ..."

Draper, John William; History of the Conflict Between Religion and Science
(Such a bad name for an amazing book...)

 

 

Klavye mi, Mouse mu?
icy; Tuesday, January 06, 2015Reads: 97
 

Başbakan dün Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu'nda "zihniyeti değiştireceğiz" diyordu. Değişesi zihniyet teknolojiyi tüketen yapımız.
10 yıldır araştırma ve geliştirmeye bıkmadan usanmadan kaynak ayırıyoruz. Ar-Ge'nin önce yasa sorununu çözdük; ardından "kaynak" sorununu hallettik ve yılda ortalama 6.5 milyar $'ı bu alana harcadık. Fakat sorunun kaynak değil "idrak sorunu" olduğunu da nihayet idrak ettik.
Şimdi zihniyeti değiştirme yönünde adım atmamız gerektiğine ikna olduk.
Zira AR'aştırdığımız halde GE'liştiremeyişimiz altında yatan, zihin yapımız. Üretmek yerine tüketme alışkanlığımız. Örnek mi? Buyrun... 20 yıl önce bilişim konferanslarında sıkça uyguladığım test şuydu: "Bilgisayarı olan el kaldırsın." Önceleri tek tük ama sonraları, salonun neredeyse tümü el kaldırırdı.
Bilgisayarı olanlara devamla şunu sorardım: "En fazla mouse'u mu yoksa klavyeyi mi kullanıyorsunuz?"
Gelen cevapların genel dağılımı ilginçti: %80 mouse, %20 klavye... Benim bu dağılıma getirdiğim yorum, klavyenin üretim, mouse'un tüketim olduğuydu. AR'aştırıyor fakat GE'liştiremiyoruz zira;

  • Farklı olandan korkuyoruz.
  • Bize benzemeyenden nefret ediyoruz.
  • Rakiple düello yerine ona pusu kuruyoruz.
  • Akıl yerine kurnazlığı tercih ediyoruz.
  • Sabır yerine telaşa kapılıyoruz.
  • Merak yerine biati seçiyoruz.
  • Bilgi yerine kanaat ile yetiniyoruz.
  • Özgün yerine taklide rağbet ediyoruz.
  • Kazan/kazan yerine kaybet/kaybet tuzağındayız.
  • Ödül yerine cezayı benimsiyoruz.
  • İş yapma tarzımız ve kültürel engeller yetmiyormuş gibi, bize icat çıkarmak için verilen para ile çakallık yapıyoruz. Ar-Ge parasıyla dövizi çıldırtıyoruz, repo yapıyoruz, devleti dolandırıyoruz, şeytani inovasyona sapıyoruz.

Tam da bu sebepten sizin "cari açık" dediğinize ben "akıl ve vicdan açığı" diyorum. Fare toplumundan klavye toplumuna geçmek için değişmesi gereken zihniyet, bu işte...

Seref Oguz; Sabah Gazetesi; 7 Ocak 2015

cheat on your wife why wife cheat husbands who cheat
online generic viagra 100mg generic viagra from india
Terbiyesizlik etme
icy; Tuesday, January 06, 2015Reads: 90

Demokrasi diye atıp tutuyorsun ama meclis komisyonundan senin istediğin yönde karar çıkmayınca da bozuk çalıyorsun.
Aynı karar yarın öbür gün meclis genel kurulundan çıkmayınca da bozulacaksın.
Tıpkı, halk senin tuttuğun partiyi iktidara getirmeyince bozulduğun gibi...
Çare yok, bu oyunu "kurallarına göre" oynamayı öğreneceksin.
İftira etmekten de belki günün birinde vazgeçersin.
Muhalefet yap, tabii yap ama "adam gibi" yap.
"Bu işin sonu Anayasa Mahkemesi'ni kapatmaya kadar gidecek gibi duruyor" diyorsun.
Ağzını topla.
Hiçbir kuvvet Anayasa Mahkemesi'ni "kapatabilemez", yok böyle bir şey.
Sonra dönüp "görünen o ki kurum lağvedilecek" diyorsun.
Yok böyle bir şey, kimsenin buna gücü yetmez. (Kapatmayla lağvetme arasındaki farkı da istersen ortamektep Yurttaşlık Bilgisi kitaplarından öğrenebilirsin.) Haaa, yeni anayasa yapılırsa içine böyle bir müessese konmayabilir tabii, orada haklısın. O zaman öyle de, lafı çarpıtma.
Böyle olursa da bu yüzde yüz "legal ve helal" sayılır.
Buna biz değil, haziran ayında oluşacak yeni meclisin iradesi karar verecektir.
Senin deyiminle "kapatma gerekçesi" de oluşturmaya gerek duyulmaz çünkü ortada kapatma olmaz.
Kavramları çarpıtma, demagoji yapma.
Senin Kenan paşan senatoyu kaldırdığında gerekçe göstermemişti.
Onu suçlamak aklına geldi mi?
Senato 1982 Anayasası'nda yoktu. Kimse de ağzını açmadı. (Çünkü artık "dolaylı vesayete" gerek kalmamıştı, vesayet doğrudan kurulmuştu, kılıftan vazgeçilmişti.)
"1960 yılına kadar yoktu derler, Demokrat Parti dönemini örnek verirler" diyerek kehanette de bulunmuşsun.
Yok, öyle demezler. "Atatürk dönemini" örnek verirler. Çünkü DP döneminde de Atatürk'ün anayasası yürürlükteydi.
Cuntanın yıktığı anayasaydı bu.
O anayasada Senato da yoktu, Milli Güvenlik Kurulu da yoktu, Anayasa Mahkemesi de yoktu. (Yargıtay, Sayıştay, Danıştay falan vardı ama onlar da Abdülhamid döneminden kalmaydı.) Hani Atatürk dönemi altın dönemdi? Hani özlemle anılıyordu?
Cumhuriyeti kuran irade niçin bu kurumlara gerek görmemişti?
Cevap veremiyorsun. (Atatürk ve sonra da İnönü, cumhurbaşkanı sıfatıyla hükümetin işlerine karışıyorlar mıydı, karışmıyorlar mıydı?
Bari buna cevap ver.) Ve de Atatürk, Osmanlı döneminde, 1908'de yeniden yürürlüğe giren 1876 Anayası'nda varolan Meclis-i Ayan'ı yani Senato'yu senin mantığınla "kapatmıştı" galiba!... Ne dersin?
Cumhuriyeti savunma ayağından, aslında onu değil "cumhuriyette bürokratların sonradan yaptığı revizyonu" savunuyorsun.
Peki yeni anayasada Milli Güvenlik Kurulu olmazsa ne yapacaksın, ona da ağlayacak mısın?
Eğer içinde Anayasa Mahkemesi olmayan yeni bir anayasa kurallara uygun şekilde meclis genel kurulundan geçer ve de halk tarafından referandumla kabul edilip yürürlüğe girerse... Ağzınızı açamazsınız.
İsterseniz çiğneyin tabii, bak, "Haziran Bilmemnesi" diye bir örgüt varmış, sağda solda "alternatif meclisler" toplayıp Ankara'ya yürümeye hazırlanıyormuş, onun da cezası bellidir.

Engin Ardic; Sabah Gazetesi; 7 Ocak 2015

cheat on your wife most women cheat husbands who cheat
online viagra vs birth control read here
Askeri kirdiran, Ermeni'yi kirdiran
icy; Monday, January 05, 2015Reads: 92


Çok kişi Sarıkamış'ta şehit olan on binlerce askerimizi "Ruslar'ın öldürdüğünü" sanır.
Hayır, onları öldüren Enver'dir.
Eksi otuz derecede hiçbir akla ve mantığa sığmayan o saldırı emrini veren Enver.
"Olacak iş değil paşam" diyen Hasan İzzet'i yürütüp yerine her dediğine eyvallah diyen Hafız Hakkı'yı getiren Enver...
Çünkü bu aklı veren de Enver'in kurmay başkanı (aynı zamanda bütün Osmanlı ordusunun da genelkurmay başkanı) bir Alman'dı, Bronsart von Schellendorff...
Evet ya, Türk genelkurmayını bir Alman yönetiyordu.
Bu Alman'ın aklıyla Enver de, birkaç ay önce Hindenburg ile onun kurmayı Ludendorff'un Tannenberg'de Ruslar'a karşı kazanmış oldukları zafer benzeri "kolay bir zafer" kazanmak istemiş, altmış bin kişiyi karlara ve buzlara gömmüştür.
Berikiler büyük askerlerdi, oysa Enver yarbaylıktan generalliğe "zıplamış" adamdır, saraya damat olduğu için.
Bir başka sakillik, Sarıkamış'ın "vatan savunmasında" bir "müdafaa harekatı" olduğunun sanılmasıdır.
Sarıkamış, bir Çanakkale değildir.
Osmanlı ordusu Sarıkamış'a durduk yerde, "otuz beş yıl önce Ruslar'ın eline antlaşmayla geçmiş bazı doğu topraklarımızı zorla geri almak" için saldırmıştır.
Eh, bir de, bir kısım Rus askerini Kafkaslar'a bağlayıp Almanya üzerine sevkedilmelerini önlemek için tabii.
Hani şu, Hasan Cemal'in dedesinin de bir kısım İngiliz askerini Mısır'a bağlamak için Almanlar tarafından iki kere Süveyş Kanalı'na saldırtılacağı gibi canım...
Ama kanal seferlerinde "Atatürk geçmediği için" bunlar öğretilmez okullarımızda.
Bugün, Sarıkamış harekatının "Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğüne kasteden düşmana karşı" yapıldığını sanan zır cahiller bile yaşıyor aramızda!
Sarıkamış'la cumhuriyet arasında dokuz sene vardır.
Çanakkale'yle kurtuluş savaşı arasında da beş sene olduğu gibi.
Şimdi Sarıkamış törenleri bitince sıra iki ay sonra Çanakkale'ye gelecek, onun da yüzüncü yıldönümü.
Gene "hain düşman durduk yerde üstümüze saldırdı, hiç beklemiyorduk" edebiyatı yapılacak. Yalandır.
Bu yalanlara sarılan Türk faşistleri Enver'i pek severler, "Turan İmparatorluğu" hayalleri peşinde koştuğu için. Gözümüzün içine baka baka "Enver Alman hayranı değildi" diye sallamaktan da utanmıyorlar.
Geçen gün bir postalcı yazarımız da, Enver'le Talat'ın Şişli'de, Hürriyet-i Ebediyye tepesinde yan yana yattıklarını hatırlatmış, "kabirlerinin önünde dua eden de, yanından gelip geçen de görülmüyor" diye yakınmış.
Neden acaba?
Neden kimisi vara yoğa Anıtkabir'e, kimisi ramazan aylarında padişah türbelerine koşan, şu ya da bu siyasi görüşten binlerce kişi oraya hiç uğramıyor?
Yoksa halk sandığınız kadar cahil değil mi? Yoksa halk CHP'ye küstüğü gibi onlara da küsmüş ve hiç affetmemiş mi?
Enver ile Talat'ın mezarına sizin Sarıgül ailesi gitsin sarı güller koymaya, ne de olsa Şişli onların saltanat bölgesi...

Engin Ardic; Sabah Gazetesi; 5 Ocak 2015

online website generic viagra from india
Siklamen sürmeyin
icy; Sunday, December 28, 2014Reads: 153


Televizyonda bir hanım, galiba Nurhan Damcıoğlu, söylüyor:
"Kadın asker olursa bütün gönüller kışla!"
Şimdi söylemiyor, kırk küsur yıl önce TRT'nin siyah-beyaz tek kanalında söylüyor...
Yirmili ya da otuzlu yıllardan kalma, biraz abes ama şirin bir kanto.
12 Mart günlerinde söylüyor, hani şu "meçhul birtakım reformların Atatürkçü bir anlayışla ve süratle tahakkuk ettirilmesi" için muhtıra verilen günler...
İstanbul'a televizyon yayını yeni gelmiş...
Genel müdür de Musa Öğün paşa... "Türk, Musa Öğün çalış güven" diye dalga geçmişlerdi de gazete mi dergi mi ne kapatılmıştı bu yüzden...
Resim seçicilere fazla mesai ödememek için "resim seçme işini gündüz yapın" diye emir verilen günler!...
Güzel güzel seyrediyorduk (bizim evde televizyon henüz yok, fındık fıstık ve de meyve tabağıyla komşuda toplanılmış, çay demlenmiş), pat, yayın kesildi.
Yerine birdenbire kıyı köşe bir askeri birliğin bando takımının konseri girdi.
Ankara'da kimbilir hangi paşa, şarkının sözlerinden rahatsız olmuştu.
Atatürk döneminde bu şarkıdan kimse rahatsız olmuyordu ama yetmişlerin Atatürkçü subayları oluyorlardı.
Şimdi nereden nereye geldik: Kadın astsubayların makiyaj yapmalarına izin verilmiş!
Daha önce subay, askeri memur, askeri okul öğrencisi ve askere çalışan sivil memur gibi "bayan personel" makiyaj yapıyormuş, şimdi artık astsubaylar da yapabileceklermiş.
Biz de "bayan okurlarımızın" ilgisine sunalım:
Yüzde, kahverengi tonlarında hafif fondöten ya da pudra serbest. (Mavi yasak.) Gözlerde, hafif pastel renklerde göz farı ya da "eyeliner" kullanılacakmış.
Dudaklarda hafif ve "uygun tonda" ruj serbest. "Lipliner" da serbestmiş (o nedir yahu?) Tırnaklarda açık renk oje serbest (kuzum siklamen sürmeyiniz, iğrenç oluyor), manikür de serbest.
Evlilik yüzüğü (alyans) elbette serbest.
Buna ek olarak, bir ya da iki adet olmak üzere bilezik serbest. (Burma olmasın.
Dirseklere çıkmasın.)
"Tek tip" küpe zorunluluğu var. Şekil ve ebat yönetmelikte belirtilecekmiş. (Şangır şungur olmayacak, flamenko dansözü gibi büyük halkalar yasak.) Saçlara kısıtlama yok, kısa da olabilir uzun da. Düz ya da "dömigarson" kestirilebiliyor.
Fakat saçın enseden doğru ceket yakasını geçmesi yasak.
Uzun saça topuz tavsiye ediliyor, "aksesuarsız toka" ya da topuz filesi serbest.
Saç kendi doğal renginde de olabiliyor, istenirse koyu sarı, kestane ya da siyah boyanabiliyor. Açık sarı yasak.
Perma ve röfle de yasak. Belki yeni anayasadan sonra "perma özgürlüğüne" de kavuşulur.
"Türkiye nereden nereye geldi"
diyoruz da inanmıyorsunuz. Görüldüğü gibi kimseye de çarşaf giydirilmemiş, İran ya da Suudi Arabistan'a dönmemişiz.
"İslamcı" iktidar döneminde şarapçılık gelişmiş, kadın astsubaylara bile süslenme olanağı verilmiş. Olmadı, hiç uymadı korkulara.
Kısa ve kıllı bacaklı adamlar da kimsenin ırzına geçmediler.

Engin Ardic; Sabah Gazetesi; 28 Aralik 2014

reasons why women cheat looking to cheat married men and affairs
read here viagra without priscription generic viagra veega caverta
Click here to add this blog page to your technorati favorites
posts rssPosts RSS Add to Google
Your Ad Here
blog rssBlBlog RSS Add to Google

[SokSa]Icy© 1999,2000,2001,2002,2003,2004,2005,2006,2007,2008,2009,2010

I've been coding this site for myself since 2004. It will never be complete. I have accepted this. I'll always take one look at any part of it and wonder why I did what I did the way I did it and not this other way that could've been, not necessarily better, but, what if... Or some new framework will be released and I will be tempted to use the "new" one instead of the old one. If it ain't broke, don't fix it. There is much truth to these words.

"A tailor can never mend his own dress." - Turkish proverb.

du dud di?